DUR YOLCU BİLMEDEN GELİP BASTIĞIN BU TOPRAK BİR DEVRİN BATTIĞI YERDİR.

ÇANAKKALE GEÇİLMEZ

KUŞÇUALİ KÖYÜNÜN İLK ŞEHİDİ 01.07.1915 TARİHİNDE ÇANAKKALE'DE ŞEHİT OLAN GEDİK OĞULLARINDAN MEHMET OĞLU ALİ' DİR. MEHMET OĞLU ALİ' NİN İSMİNİN YAZILI BULUNDUĞU ANIT ( BAŞTAN İKİNCİ ANIT MEZAR ) VE

 ÇANAKKALE GEZİSİNDE ÇEKTİĞİM FOTOĞRAFLAR. TÜRK OLAN HERKESİN GEZMESİ GÖRMESİ GEREKEN BİR YER.

ANASAYFA

KÖY FOTOĞRAFLARI

HALK FOTOĞRAFLARI

YÖRESEL YEMEKLER

YÖRESEL OYUNLAR

KÖY HAKKINDA BİLGİ

TELEFON LİSTESİ

MUHTARLIK

VEFAT EDENLER

ŞEHİT VE GAZİLER

HAZIRLAYANLAR

KAMU GÖREVLİLERİ

YARARLI LİNKLER

ÇOCUK OYUNLARI

ÇANAKKALE

ANKARA

ELMADAĞ

E-MAİL

KUŞÇUALİ FORUM

YENİ ZİYARETÇİ DEFTERİ

ESKİ YAZILAN MESAJLAR

SİZDEN GELENLER

OKUL FOTOGRAFLARI

 

 

ÇANAKKALE SAVAŞLARI

Genellikle 18 Mart 1915’te geçen Boğaz Muharebesi’nde kazanılan zaferle, Birleşik Filo (İngiliz-Fransız donanmaları) nun Marmara’ya girerek, İmparatorluğun başkenti İstanbul’u bir ay içinde ele geçirme planları suya düşürülmüş, böylece hükümet çevrelerinde beliren ve halka yansıyan İstanbul’u kaybetme korkusu ortadan kalkmıştır.

Boğaz’da elde edilen bu ilk zafer, çok geçmeden Gelibolu Yarımadası’na yöneltilen çıkarmalarla başlatılarak, dünyanın en güçlü zırhlılarınca sürdürülen cehennemi bombardımanlar altında Türk askeri, yılmadan aylarca süren mevzi muharebelerinde yüksek bir moral ve doruğa ulaşan bir mücadele azmi örneği vermiş ve sonunda düşmanlarını yarımadayı terk etmek zorunda bırakmıştır.

Böylece karada kazanılmış bulunan bu ikinci ve nihai zaferle de, Türk ordusunun Balkan Savaşı’nda zedelenen ve hatta yok olmaya yüz tutan prestiji kurtarılmıştır.

Deniz ve kara. harekatıyla bir bütün olarak gerçekleştirilip tüm anlamı ve çarpıcılığıyla Türk Harp Tarihi’nde yerini alan Çanakkale Muharebeleri, Mustafa Kemal (Atatürk) gibi bir dahiyi yaratmış, Birinci Dünya Harbi’nin bitiminden hemen sonra başlayacak Milli Mücadele’nin bu eşsiz liderini Türk ulusuna kazandırmıştır.

Çanakkale Zaferi, Anlaşma Devletleri’nin Osmanlı Devleti’ni ilk ağızda savaş dışı bırakarak, Almanya’nın güneydoğudan kuşatılmasını amaçlayan stratejisini boşa çıkarmış, böylece savaşın en az iki yıl daha uzamasına neden olmuştur.

Çanakkale Boğazı’nın kapatılıp Rusya’ya geçit verilmemesi, onu müttefiklerinin silah ve malzeme yardımından yoksun etmekle kalmamış, yarım milyonu aşkın İngiliz ve Fransız askerini üzerine çekmekle bu kuvveti, Alman cephesinden uzak tutmuş ve Almanya’nın Doğu Cephesi’ndeki Harekatını kolaylaştırmıştır.

Çanakkale Muharebelerinin diğer bir anlam ve önemi de, çöküntü dönemini yaşamakta olan İmparatorluğun, dünya kamu oyunda yarattığı kötü imajın sonucu olarak, Türkün iyice tükendiği sanılan gücünün henüz tükenmemiş, koşullar nedenli ağır olursa olsun iyi sevk ve idare edilirse, tüm zorlukları yenebilecek güç ve inanca sahip olduğunu bu muharebelerde kanıtlamış olmasıdır.Bir başka deyişle düşman devletler, her nedense Osmanlı Devleti’ nın çöküşü olayıyla, onun asıl unsurunu oluşturan Türk ulusunun ceddinden miras olan savaş azim ve ruhuyla ,inanç gücünün birbirinden farklı şeyler olduğunu, bu muharebelerde çok daha iyi anlayabilmişlerdir.

Çanakkale Muharebeleri, Türk askerinin, dünyanın en güçlü zırhlıları ve en modern harp silah, araç gereç ve bol cephanesiyle donatılmış deniz ve kara ordularına karşı sergilediği başka ulusların askerleriyle kıyas götürmez direnç ,azim ve ruhu, Türk İstiklal Savaşımızın Kuvayı Milliye ruhuyla eş değer bir anlam taşıması açısından da ayrıca tarihsel bir değere sahiptir.

Gerçekten Boğaz Muharebesi’nde Birleşik Filo’nun kendisi için tehlikeler yaratan yalnız Dardanos Bataryası’nın yok edilmesi için kullandığı 400’ü aşan topçu mermisine karşın, sadece iki subayımızın şehit oluşu dışında, bataryaya ağır bir hasar verdirilememiştir. Halbuki Boğaz’daki obüs bataryalarımızın tek bir yaylım ateşi sırasında, Irresistable gemisinde 138 personelin yaşamını yitirdiği, İngiliz tebliğlerinde açıkça belirtilmiştir.

Çanakkale’de Türk askerleri, bol cephaneye dayanan, yoğun donanma ateşleri altında Türk’e özgü, sabır ve serin kanlılıkla görevinin başında kaya gibi dimdik ayakta kalmasını bilmiştir .Öte yandan bu dev armadalar, ateş etmesinden bile kuşkuya düşülen eski birtakım demode toplarla alay edercesine savaşıyor karadaki Türk topçusu, ona sadece 1900 mermi atabilirken, onlar tek bir bataryamıza (Dardanos”a) 4000 mermi kullanıyordu. Ne var ki, bu mermi yağmurundan karada hasar gören dört Türk topuna karşı, sadece batan düşman gemilerinin üstünde 44 topunun birden Boğaz sularına gömüldüğü görülüyordu.

Aynı Birleşik Filo’nun, 18 Mart Boğaz Muharebesi’nde, 18 savaş gemisinden 7’si savaş dışında kalırken, Çanakkale Müstahkem Mevkii, savaş gücünü olduğu gibi koruyabiliyordu. Keza Filonun mayın arama ve tarayıcıları, 11 mayın hattı üzerinde döşenmiş mayınlardan sadece üç adedini etkisiz hale getirebilmişti

Türk tabyalarında hasar gören toplardan çoğu, onarılıp kısa sürede ateşe hazır duruma sokuluyor, 3. bölgedeki (Boğaz’ın Marmara ile birleştiği kesim) tabya da, sapasağlam duruyordu. İşte bu durum karşısında Boğaz’ı geçemeden geri çekilen Birleşik Filo, Çanakkale’nin aşılamayan çetin savunması karşısında pes edip, yalnız denizden yapılacak zorlamalarla başarıya ulaşılamayacağı gerçeğini kabul etmek zorunda kalmıştır.

Dünyanın en büyük deniz gücüne sahip İngiltere’nin görkemli filosunun, Boğaz Muharebesi’nde düştüğü aczi, yarınların Çanakkale savunucuları hiç bir zaman hatırından çıkarmamalıdır. Çünkü, bu ve buna benzer saldırılar, geçmişte olduğu gibi gelecekte de yinelenebilir.Ne var ki 18 Martı unutarak böyle bir saldırıyı ileride de göze alabilecek düşmanlar, karşılarında dünyanın yeniliklerine gözlerini kapamış bir Osmanlı Devleti yerine, bu kez XX. yüzyılın en son bilim ve teknolojisine dayanan en modern silahlarla donatılmış bulunan Cumhuriyet Silahlı Kuvvetleri’ni bulacaktır.

Çanakkale Cephesi deniz ve kara harekatıyla birlikte mütalaa edildiğinde görülür ki, bu cephede geçen muharebeler, hasım kuvvet olarak katılmış olan İngiltere ve Fransa’nın, bir yıl boyunca Gelibolu Yarımadası’nda yarım milyondan fazla büyük bir kuvveti tutmak zorunda kalmaları ve bunun % 50’sini kaybetmiş bulunmaları, haliyle diğer cephelere kuvvet ayırabilme açısından savaşın genel seyrini etkilemiştir.Keza Türklerin de bu cepheye ayırdığı 300.000’den fazla askerden verdiği zayiatın, 211.000’e ulaşmış olması diğer cephelerdekinden kıyaslanamayacak bir fazlalık göstermektedir.Bunun insan gücü açısından yarattığı boşluk, yalnız Birinci Dünya Harbi sırasında değil, onu izleyen Türk İstiklal Harbi boyunca da hissedilmiştir.
 

Çanakkale Şehitlerine

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı'
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!
Eski Dünya, yeni Dünya, bütün akvam-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,
Ostralya' yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sade bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tauna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrarı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize afetti o yüz...
Medeniyet denilen kahpe, hakikat, yüzsüz.
Sonra melundaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harap.

Öteden saikalar parçalıyor afakı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vadilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi;
'O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi.
Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.

Mehmet Akif Ersoy

 

 

57. Alay Şehitliği:

Şehitlik, Kabatepe-Conkbayırı yolu üzerinde Kılıç Bayırı'nın güney ucundadır. Burası aynı zamanda Bomba Sırtı'nın kuzey ucudur. Şehitlik, 1992 yılında mimar Nejat Dinçel tarafından tasarlanarak inşa edilmiştir. Bu şehitlik sembolik bir şehitliktir. 57. Alay'ın gerçek şehitliği Yarbay Hüseyin Avni Bey'in mezarı karşısında bulunan Çatal Dere Vadisi içerisindedir. 57. Alay, Yarbay Mustafa Kemal'in komutasındaki 19. Tümen'e bağlı bir alaydır. Mustafa Kemal'in emriyle bu bölgeye gelmiş ve savaş sonuna kadar bu bölgenin savunmasında birçok kahramanlıklar göstermiştir. Şehitliğin hemen girişinde sağ tarafta 10 Eylül 1994'te 108 yaşında vefat eden Hüseyin Kaçmaz'ın bronz heykeli bulunmaktadır.
Şehitliğin inşası esnasında iki iskelet yan yana bulunmuştur. İskeletlerin yanlarında bulunan künyelerden, birinin Yüzbaşı Woister'e diğerinin de 57. Alay, 6. Bölük Komutanı Üsteğmen Mustafa Asım Bey'e ait olduğu tespit edilmiştir. bu iki subay iskeleti şehitliğin kuzey ucunda bulunan anıtın hemen ön kısmına, ilk bulundukları yere gömülmüştür.
 

 

 

Akbaş Şehitliği:

Akbaş Koyu, Türk kuvvetlerinin başlıca ikmal iskelelerinden birisinin bulunduğu yerdir. İtilaf Kuvvetleri'nin deniz, denizaltı ve hava hücumlarının hedefi olmuştur. Akbaş Limanı ve arkasında bulunan vadi, cephe gerisindeki başlıca seyyar hastanelerinin bulunduğu yerdir. Akbaş Şehitliği, limanın kuzeyinde bulunan cepheden yaralı olarak getirilen ve burada şehit olanların, hava ve deniz hücumlarında şehit olanların gömüldüğü mezarlığın üzerine inşa edilmiştir. etrafı geniş bir duvarla çevrili şehitliğin iç kısmında 6m. yüksekliğinde bir anıt bulunmaktadır.
 

Conkbayırı Anıtları:

Conbayırı’nda 3 adet Türk anıtı bulunmaktadır. Bu anıtların en yenisi Yeni Zelanda Anıtı’nın hemen yanında bulunan bronzdan yapılmış Atatürk heykelidir. Bu heykelin kaide kısmında Albay Mustafa Kemal’in 10 Ağustos 1915’te yapılan Conkbayırı süngü taaruzunu yönetirken bir şarapnel parçasının göğsüne isabet etmesi ve kalbinin üzerinde bulunan saatinin parçalanması olayı bizzat kendi ağzından anlatılmaktadır.
Atatürk heykelinin hemen ön kısmında Üsteğmen Nazif Çakmak’ın anısına yapılmış mezar bulunmaktadır. Mezarın üzerinde şu ibare bulunmaktadır:
“Üsteğmen Nazif Çakmak’ın Mezarı.
Mareşal Fevzi Çakmak’ın kardeşi Üsteğmen Nazif Çakmak, süngü hücumu sırasında bölüğünün önünde düşman siperlerine atladığı sırada şehit olmuştur. 26 Temmuz 1915.”
Ayrıca, Conkbayırı Anıtları’nın olduğu yerde bulunan Türk siperleri yeniden düzenlenmiştir.
 

Kanlısırt Kitabesi:

Bu anıt, Kabatepe-Conkbayırı yolu üzerinde Kanlısırt’ın doğu ucundadır. Kitabe, mimar Ahmet Gülgören tarafından tasarlanmıştır. Anıtın üzerinde şunlar yazmaktadır:
“Anzak Kolordusu, 6-7 Ağustos 1915’te Anafartalar Bölgesi’ne çıkarma yapan 9. İngiliz Kolordusu’nun hedefine ulaşmasını kolaylaştırmak amacıyla 19. ve 16. Tümenler’in savunduğu Arıburnu Cephesi’ndeki Türk kuvvetlerini yerinde tutmak için taaruz etti. 16. Tümen birlikleri çok çetin geçen çarpışmalarda 1520 şehit, 4750 yaralı vermesine rağmen Kanlısırt’ı kahramanca savundu.”
Bu anıtın hemen karşısında, denize kadar olan sırt Kanlısırt’tır. Burada yapılan savaşlar çok çetin geçmiştir. Özellikle, 18 Mayıs gecesi yapılan ve 19 Mayıs’a kadar süren Türk taaruzunda 10.000’e yakın şehit verilmiştir. Bu olaydan sonra buraya Kanlısırt adı verilmiştir.
 

Kemalyeri Anıtı:

Kemalyeri Anıtı, Conkbayırı’nın 1,5km. güneyinde Su Yatağı ile Silah Sırtı’nı takip eden bir yolla ulaşılan Kemalyeri noktasındadır.
Bu yer, Mustafa Kemal’in 25 Nisan 1915 gecesi gelerek karargahını kurduğu yerdir. Mustafa Kemal burada 18 Mayıs’a kadar kalmıştır. 18 Mayıs’ta buraya gelen 3. Kolordu Komutanı Esat Paşa’ya bırakmış, kendisi Conkbayırı hattına gitmiştir. Yabancı askerler Silah Sırtı üzerinde çalılıklarla kaplı belirgin bir çıkıntı olan bu noktaya Çalılıklı Tepe (Scrubby Knoll) adını vermişlerdir.
Kemalyeri’nde bulunan kitabe Ahmet Gülgören tarafından tasarlanmıştır. Bu kitabenin üzerinde Yarbay Mustafa Kemal’in 3 Mayıs 1915’te saat 19:00’da kuvvetlerine verdiği emrin 5. paragrafı yazmaktadır:
“Benimle beraber burada muharebe eden bütün askerler kesin olarak bilmelidir ki, bize verilen namus görevini eksiksiz yapmak için bir adım geri gitmek yoktur. Uyku, dinlenme aramanın, bu dinlenmeden yalnız bizim değil bütün milletimizin sonsuza kadar yoksun kalmasına neden olacağını hepinize hatırlatırım.”
 

Kireçtepe Jandarma Şehitliği:

Kireçtepe Jandarma Şehitliği, Kireçtepe sırtlarında Kapanca Tepesi’nde bulunmaktadır. Anafartalar Ovası ve Tuz Gölü tarafına bağlanan toprak yolla ulaşılmaktadır. Bu şehitlik savaş esnasında kurulan gerçek bir şehitliktir. Mezarların yan tarafında eski bir taşın üzerine boş top mermi kovanlarının üst üste konulmasıyla oluşturulan bir anıt bulunmaktadır. Bu anıtın ve mezarların etrafı duvarla çevrilmiştir. Mezar taşlarının üzeri Osmanlıca yazılıdır. Bu anıt, düşman kuvvetlerinin geri çekilmesinden sonra yapılan 3 anıttan bir tanesidir. Şehitliğin hemen yan tarafında kitabe bulunmaktadır. Bu kitabede şu yazılıdır:
“6/8 Ağustos 1915’te Gelibolu ve Bursa Jandarma Taburları’nın kahramanca çarpışan 3 bölüğü, iki tugay gücüne ulaşan İngiliz kuvvetlerini Karakol Dağı ve Kireçtepe’de durdurup Anafartalar Grubu’nun kuzey yanını korumuştur.”
 

Mehmetçiğe Saygı Anıtı:

Bu anıt, Kabatepe Tanıtım Merkezi’nden yaklaşık 2km. mesafede, Kabatepe-Conkbayırı yolu üzerinde yer almaktadır. Anıtın bulunduğu nokta Albayrak Sırtı’nın güney ucudur.
Mayıs ayının başından itibaren bu bölgedeki savaşlar siper savaşlarına dönüşmüş, siperler arası mesafeler 7-8m.’ye kadar düşmüştü. Siperlerde karşılıklı yoğun atışlar devam ediyordu. Böyle bir esnada iki siper arasında yaralı yatan bir İngiliz subayı yardım istemekte, fakat hiç kimse yardım edemiyordu. Bu esnada Türk siperlerinden bir Türk askeri siperden çıkar ve yaralı İngiliz subayını kucaklar, Anzak siperi önüne bırakarak geri döner. Bu olay karşısında Anzaklar büyük şaşkınlığa uğrarlar. Çünkü Avustralya ve Yeni Zelanda’dan getirilen askerler gemilerde, Türkler’in barbar olduğu, kesinlikle Türkler’e esir düşmemeleri gerektiği şeklinde sözlerle kandırılmışlardır. Bu olay karşısında da söylenenlerin yalan olduğu, Türkler’in nasıl kişiler olduğunu anlamışlardır. Bu İngiliz subay, Üsteğmen Casey’dir. Bu subay, daha sonraki yıllarda Avustralya Genel Valisi olmuştur.
Bu anıt, Mehmetçiğin ne kadar çok insan sevgisiyle dolu olduğunu, barışsever bir insan olduğunu anlatan bir anıttır.
 

Şehitler Abidesi:

Anıt, Çanakkale Savaşları’nda verilen yaklaşık 250.000 Türk kaybının anısına yaptırılmıştır. Anıt, Ömer Kaptan Tepesi’nde Eski Hisarlık Sırtları’nda inşa edilmiştir.
Anıtın tasarımı Mart 1944 yılında yapılan bir yarışma sonucu elde edilmiştir. İnşasına 19 Nisan 1954 yılında başlanmış, 21 Ağustos 1960 yılında tamamlanmıştır. Anıtın mimarları Feridun Kip, İsmail Utkular ve Doğan Erginbaş’tır. Yüksekliği 41,70m.’dir. Anıt, 625m²’lik bir alan üzerine inşa edilmiştir. Ayaklar arası genişlik 10m.’dir. Anıtın ayakları arasında, Boğaz’ın giriş kısmına bakan yüzde taş üzerine yazılmış şair Mehmet Akif Ersoy’un “Safahat” adlı kitabında bulunan “Çanakkale Şehitlerine” adlı şiirinden seçilmiş iki beyit bulunmaktadır:
“Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın.”
Anıtın alt kısmında Abide Müze bulunmaktadır. Bu müze, 1973 yılında İngiltere Kraliçesi Elizabeth tarafından açılmıştır. Anıtın ayakları üzerinde bulunan rölyefler 1999 yılında Kültür Bakanlığı tarafından yaptırılmıştır. Bu rölyeflerde Çanakkale Deniz ve Kara Savaşları’na ait çeşitli sahneler bulunmaktadır. Şehitler Abidesi tören alanında bulunan bayrak direği yekpare bronzdan yapılmış ve Amerika’da yaşayan bir Türk işadamı tarafından hediye edilmiştir. bu direğin öteki eşi Anıtkabir’de bulunmaktadır. Ayrıca yine tören alanında bulunan rölyef, yeşil alanda bulunan ay-yıldız şeklindeki sembolik şehitlik ve anıtın üst kısmında cam mozaikten yapılmış Türk Bayrağı mozaik kaplaması Kültür Bakanlığı tarafından yaptırılmış ve 18 Mart 2004 yılında törenle ziyarete açılmıştır

Soğanlıdere Şehitliği:

Buradaki şehitlik, 23 Aralık 2003 tarihinde yürürlüğe giren U.D.G.P. (Uzun Devreli Gelişme Planı) bünyesinde olan “Şüheda Kabristanları” projesi kapsamında Soğandere Mevkii’nde şehit olanların gömülü olduğu gerçek bir şehitliktir. Bu şehitlikte, kayıtlarda isimleri ve memleketleri tespit edilen 600 şehit yatmaktadır. Şehitlik, Zeytinburnu Belediyesi tarafından yaptırılmıştır.
Bu bölgede 2., 7. ve 12. Tümenler’in sıhhiye bölükleri yerleştirilmiş, aynı zamanda 15. Tümen Seyyar Hastanesi de kurulmuştur. Şehitliğe giderken yolun sağ tarafında görülen harabe binalar “Melek Hanım Çiftliği Reviri” olarak kullanılmıştır. Bu adı geçen sağlık ünitelerinde tedavi görürken hayatını kaybedenlerin gömülü olduğu kabristanlar bulunmaktadır.
 

Yahya Çavuş Şehitliği ve Anıtı:

Yahya Çavuş Şehitliği, Ertuğrul Koyu’na hakim bir noktada, Ertuğrul Tabyası’nın karşısındadır. Bu şehitlik Yahya Çavuş ve emrindeki bölüğün anısına inşa edilmiştir.
Yahya Çavuş’un komutasındaki 26. Alay, 3. Tabur, 10. Bölük (Bölük Komutanı Teğmen Abdurrahman Bey şehit olunca komutayı almıştır.) Ertuğrul Koyu’na İngiliz Albion Zırhlısı desteğinde çıkarma yapan 1. Royal Dublin Alayı ve River Clyde Gemisi’nden karaya çıkan 1. Royal Munster Alayı ve 2. Hampshire Alayı’na karşı 25 Nisan 1915 tarihinde sabah erken saatlerden akşam saatlerinde 2. Tabur takviye gelene kadar Ertuğrul Koyu’nu azimle ve büyük bir kahramanlıkla savunmuştur. İngiliz resmi tarihçilere göre “Bu küçük birlik savunmaya, abartılması zor bir hizmet sunmuştur. Kuşkusuz İngiliz planının çökmesine en önemli sebep Ertuğrul Koyu’nu (V Plajı) 26 Nisan’a kadar ele geçirememektir.”
Şehitlik dikdörtgen şekildedir. İlk olarak 1962 yılında yapılmıştır. 1992 yılında Kültür Bakanlığı tarafından yeniden düzenlenmiştir. Şehitliğin ön kısmında bulunan bronz heykel Yahya Çavuş ve askerlerini simgelemektedir. Heykelin ön kısmındaki siperler orijinal siper olup yeniden düzenlenmiştir.
 

Ertuğrul Tabyası:

Ertuğrul Tabyası, Seddülbahir Köyü’nün batısında, Ertuğrul Koyu’na hakim Gözcübaba Tepesi’nin güney yamaçlarında bulunmaktadır. Tabyanın kuzeyinde Yahya Çavuş Şehitliği ve Anıtı bulunmaktadır. Çanakkale Deniz Savaşı’nda bu tabyada görevli Türk topçu birliğinin yaptığı atışlarla İngiliz Agamemnon zırhlısına 7 isabet sağlamıştır. Bu tabya II. Abdülhamit döneminde Asaf Paşa tarafından yaptırılmıştır. Tabyada 3 adet bonet bulunmaktadır. Bonetlerin arasında 2 adet top bulunmaktadır. Bu toplardan birisi günümüzde orijinal yerinde bulunmakta ve üzerinde 1883 tarihi yazmaktadır. Bonetler, kesme taşlarla inşa edilmiş, üzeri de toprakla örtülmüştür. Bu tabya, 14 Kasım 1980 tarihinde Kültür Bakanlığı tarafından “Korunması Gereken Kültürel Varlık” olarak tescil edilmiştir.
 

Seddülbahir Kalesi:

Kale, Venedikliler’in 1656 yılında Limni ve Bozcaada’yı işgal etmelerinden sonra savunma amacıyla 1659 yılında mimar Mustafa Ağa tarafından inşa edilmiştir. Kalenin kurulumu Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa tarafından yapılmış, parasal destek ise IV. Murat’ın annesi Valide Hatice Tarhan Sultan tarafından sağlanmıştır. Dikdörtgen biçimindeki kale iki seviyelidir. Boğaza hakim olmasından dolayı (denizden 30m. yükseklikte) üst kısma ağır toplar yerleştirilmiştir. 1827’de bir İngiliz subay, duvarlarında 70 top, 4 havan (bonet) olduğunu belirlemiştir (II. Abdülhamit zamanında 6 top daha yerleştirilmiştir). Kale, ilk kez 3 Kasım 1914 tarihinde bombalanmış, bu bombardıman sonucu 5 subay, 81 er şehit olmuştur. Kale, Çanakkale kara çıkarmasında da önemli bir rol üstlenmiştir. Ertuğrul Koyu’na çıkarma yapan İngilizler’e molozlar arasında gizlenen makineli tüfek ve keskin nişancılar oldukça fazla zayiatlar verdirmiştir. İşgal edildikten sonra Fransızlar tarafından hastane olarak kullanılmıştır.
Günümüzde kale, oldukça tahrip olmuş bir görünümdedir. Fakat hazırlanan proje neticesinde kale Koç Vakfı tarafından restore edilecektir. Deniz tarafında dört silindirik köşe burcundan ikisi hala durmaktadır. Seddülbahir Kalesi, 14 Kasım 1980 tarihinde Kültür Bakanlığı tarafından “Korunması Gereken Kültürel Varlık” olarak tescil edilmiştir.
 

Kilitbahir Kalesi:

Kale, 1452 yılında İstanbul kuşatması esnasında Papalık Donanması’nın Bizans İmparatorluğu’na yardım etmesini önlemek amacıyla Fatih Sultan Mehmet tarafından 93 günde yaptırılmıştır. Kale, iç ve dış sur duvarlarından ve avlu içinde 7 katlı üçgen bir kuleden oluşmaktadır. Daha sonra ilk kez 1541 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından restore edilmiş, bu restorasyon esnasında güney kısmı çevreleyen bir sur duvarıyla dış uçta bir kule (Sarıkule) inşa edilmiştir. Kale, 1870 yılında Sultan Abdülaziz tarafından ikinci kez restore edilmiştir. kuzey bölümünün orijinal dış deniz duvarı günümüzde yoktur. Bu bölümün kuzey parçası 1893-1894 yıllarında II. Abdülhamit tarafından yeniden inşa ettirilmiştir. Dış sur duvarları (dış kale) 4m., ikinci dış kale 18m., iç kale 30m. yüksekliğindedir. Duvar kalınlıkları 4m.-6m. arasındadır. Deniz duvarlarının güney kısımları top mazgalı olarak kullanılmıştır. Kale, tümüyle kaba yontulmuş taşlarla inşa edilmiştir. açıklık kısımları kiremit kemerli olup, kapı ve pencereler beyaz mermerden yapılmıştır. Kale, Çanakkale Savaşları’nda çok önemli rol oynamıştır. Bu kale, 14 Kasım 1980 tarihinde Kültür Bakanlığı tarafından “Korunması Gereken Kültürel Varlık” olarak tescil edilmiştir.